Uyaran Eziyeti (Stimulus Torture)

Uyaran Eziyeti (Stimulus Torture)

İlkin sessizlik vardı, ondan sonra eklenen her türlü değişken kendine özgü sesiyle birlikte geldi. Başlangıçta bu hoştu, fakat gelen her renk diğer renkleri bastırmaya çalıştı, aralarında amansız bir savaş başladı ve en sonunda Kaosa kadar gitti. Fakat bu kaos içsel mekanizmalar tarafından belirli bir derecede perdelendiği için insanların çoğu delirmekten kurtuldu…

Her türlü değişken aslında bir uyarandır, renkler görsel, sesler işitsel, lezzetler ise tatsal uyarandır. Bunlar boş bir kağıda resim yapmaya benzer, en başta çizilen her çizgi o resmi güzelleştirir, bir noktaya kadar güzeldir fakat o nokta aşıldığında kademeli olarak her şey kötüleşmeye başlar.

Resime eklenen her detay zihinde yer etmeye meyilli olarak oraya koyulur, ve zihin de bunları korumaya yönelik bir tavır alır. Ezberleme denilen olay misal verilebilir, size sunulan bilgiyi sunulduğu gibi alırsınız ve lazım olduğunda tekrardan sunarsınız. Peki bunun neresi kötü, kaos olarak nitelendirilebilecek ne tarafı olabilir, dönüm noktası neresidir?

Beyin o kadar muazzam bir varlıktır ki işletim sistemi gereksiz bilgilerin çoğunun izolasyonuna kadar bilinciniz devrede olmadan bunu kendisi halleder. Lazım olarak işaretlenen bilgileri sünger misali emer ve lazım olmayan posayı dışarıda bırakır. Adeta kusursuz gibidir, adeta… Ama beynin asıl sıkıntısı da kendi kusursuzluğunu tamamlama çabasından gelir zaten. Adeta vücuttaki bazı hücreleri düşman olarak gören bir akyuvarın insanın kendi vücudunu düşman görmesi gibi.

Genellikle karıştırılmadığında çok fazla hata vermeyen bu beyin sistemi, bilinçsiz ve eğitimsiz müdahaleler sonucu ileride çok sıkıntı verecek şekilde bozulabilir (Biyolojik temelli olmayan psikiyatrik vakalar mesela). Sistemin yanlış kullanımı ve aşırı yüklenilmesi de ciddi problemlere yol açabilir. Bu konuyla da alakalı olarak insanların neden kendilerini düzenlemek yerine sosyal normlara uyulduğu ilerki yazılarda alakalı biçimde bahsedilecektir.

Neden beyin için gerekli bir uyaran zararlı bir eziyete dönüşür?

Müziği ele alalım, dinlemesi eğlencelidir, zevk alınır ve kelime ve anlam öğrenme açısından bire birdir. Zarar kısmı ise bunun aşırı yüklenilmesi kısmında ortaya çıkabilir. Bir şarkıya bağımlılık, dinlenildiğinde neredeyse aynı “Neurotransmitter”ların neredeyse aynı “Neuro-Path”lerden gezinmesi sonucu o bağlar kalınlaşır ve müziği dinlemezken bile onu tekrar etmenize yol açabilecek ufak bir takıntıya dönüşebilir (Bkz. Earworm) Ve bu takıntı bilinçdışı bir şekilde beynin öğrenmesine ve benzer aktiviteleri de takıntıya çevirmeye yol açabilecek bir kapı aralayabilir.

Ya da mükemmeliyetçilik, başarı için gerekli bir bileşen olmasıyla birlikte aşırılaşmış dozları insanları içerisinden çıkamayacağı sınırlar içerisine adeta kilitler. İyi bir ressam olduğunuzu düşünün, olabildiğince mükemmel bir resim yapmaya çalışırsınız, fakat elinizden gelen kadarını yapabilirsiniz, kendinizi geliştirdikten ve o işte ustalaştıktan sonrasını bahsediyorum. Hiç bir zaman son nokta diye bir şey yoktur, her zaman vektörel bir doğru parçası vardır, ama maalesef ki bu doğru parçasının uzayabileceği zaman sınırlıdır, o yüzden mükemmeliyetçilik yapıldığı işle tatmin olunursa güzel bir meziyettir, yoksa ölene kadar yakanı bırakmayan bir hesapçı gibidir.

Beyin genellikle gereksiz şeyleri perdeler, eğer siz ona tam tersini öğretmemiş iseniz…

Beynin çalışma fonksiyonu muazzamdır, ve onu gereksiz yere kurcalamadıkça kolayca bozamazsınız, ama buna çok uğraşırsanız bozmanız işten bile değildir. Beyin gereksiz bilgiyi elimine eder, gerekli bilgiyi bazen yıllar boyu bile saklar; hayatta kalmanıza, duygularınıza hakim olmanıza ve teferruatlı düşünmenize olanak verir ve bunların hepsi için gerekli olan şey biraz oksijen ve hidrojen, birazcık enerji ve ufacık bir çabadır, bazen çabalamanıza bile gerek kalmaz (e.g. sinirlendiğiniz anlar).

Beyni bozan şey ise sizin kullanma kılavuzunuzu yanlış oluşturmanızdır. Gereksiz bir olaya fazla tepki vermek, onu olduğundan büyük gösterir ve yükünü fazla hissettirir. Ya da gerekli bir şeyi önemsiz olarak addetmemiz insanları sorumsuz birisi yapar, bunun aslında biyolojik bir sorun oluşturma yanı yoktur, hatta stresi de azaltır, ama bu sorumsuzluğun fiziksel hayattaki karşılıkları insanların kendi hayatlarına bile son vermesine yol açabilecek sonuçlar doğurabilir (e.g. Çalışmayıp işsiz kalma, Kumar oynayıp bütün varlığını kaybetme)

Peki doğrusu ne?

Beyin adeta mükemmel derecede esnek bir memur gibidir, ona neyi öğretirseniz onu yapar, ne verirseniz onu fazlasıyla alırsınız, sanki üstel bir fonksiyona sokulmuş “girdi(input)” gibidir, kötüye beter, iyiye mükemmel.

Öğretilmesi gerekenleri öğretmek yeterli olacaktır ve bu kişiden kişiye göre değişir, bir mühendisin matematiği bilmesi gerekir, bir ressamın görsel analiz yeteneği güçlü olmalıdır, bir şoförün ise mekansal algısının. kuvvetli olması.

Bunun gibi hayat uyaranlarla doludur, lazım olan alınılmalı ve lazım olmayandan kaçınılmalı. Sonu bağlayamadım ama siz ne dediğimi anlamışsınızdır umarım 🙂 The end…

Author: Faith of Delusions

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir